Gelenek ve Görenekler

SAYA: Köyümüz, arazi itibari ile keçi beslemeye müsait olduğundan keçi beslemek geçim kaynağı haline gelmiştir. Kasım ayında tekeler katılır, Nisan ayı başından itibaren de oğlaklar doğar. Buna “döl alma” denir. Döle elli gün kala yani Şubat ayı sonlarında bir tören yapılır. Buna saya denir. Eski Türklerden kaldığı tahmin edilmektedir. 
        Döl zamanı genellikle eski takvime göre 5 Nisan’da başlar. (Miladi Takvim’e göre 18 Nisan) Bugüne “Abrul beşi” denir ve belli günlerden biridir. Çünkü çoğunlukla fırtınalı bir gündür. Bugün için söylenmiş bir de atasözü vardır. “Kork Abrul’un beşinden camızı ayırır eşinden” derler. 
        Sayanın özellikleri: Şubat ayı sonlarında müsait bir evde sayanın kahramanları büyük bir dikkat ve titizlikle hazırlanırlar. Bir kişi acayip bir şekle sokulur. Öyle ki ayı desen ayı değil, deve desen deve değil. Başına peştemal sarılır. Sırtı kambur hale getirilir. (Notr Dam’ın Kamburu filmini görünce kambur bana hep sayadaki o kişiyi çağrıştırmıştır.) Eline koca bir sopa verilir. Etrafına çanlar takılır. Bir de bu kişinin eşi ya da yavuklusu imiş gibi bir kadın hazırlanır. Bu da kadın giysisi giydirilmiş, kadın kılığına bürünmüş bir erkektir. Bu hazırlıkları, bir ya da iki kişi bilir. Yani bunların kim oldukları bu kişilerden başkası tarafından bilinmez. Bunlar ev ev dolaştırılır. Uğradıkları ev halkı da onların peşinden gittiği için her eve bir evvelki evden daha kalabalık olarak gidilir. Bu acayip kişi yanındaki zenneyi gözünden kıskanır. Yaklaşana sopayı çekinmeden indirir. Bunlar hiç konuşmazlar. Davul, zurna da vardır. Köyün bir başından başlayıp öbür başından çıkarlar. Sanıyorum ki evlerin durumuna göre ufak tefek hediyeler de alırlar. Eğer bu kişiler konuşup kim olduklarını belli ederlerse keçilerin oğlaklarını zayi edeceği inancı vardır.     

BULGUR KAYNATMA VE ÇEKME: Harmandan sonra bulgurluk buğday miktarı, evdeki nüfus sayısına göre ayrılır. Bu buğday akarsuda bir çul veya kilim içinde yıkanır. Çul suyun içine serilir. Suyun çulun üstünden akması sağlanır. Çulun ya da kilimin ön ucu kaldırılarak suyun toplanması sağlanır. Buğday bu suya dökülür ve karıştırılır. Buğdayın kapçığı suyun yüzüne çıkar ve kolayca alınır. Tekrar karıştırılarak yıkanır. Sonra çulun ucu oluk yapılarak yıkanan buğday kaplara alınır ve büyük bakır kazanlarda kaynatılır. Buğdayın taşı toprağı çulda dibe çöker ve buğdaydan kolayca ayrılır. Bu işleme bulgur kaynatma denir. Kaynatılan bulgura hedik denir. Damlarda çullar ve kilimler üzerine serilerek kurutulan bulgur, değirmene götürülerek “dink” denen taşın altında ıslatılıp  dövülerek kabuğu çıkartılır. Tekrar serilir, kurutulur, savrularak çıkarılan kabuğundan ayrılır. Artık bulgur çekilmeye hazırdır. 
        Bulgur el taşı denilen taşta çekilir. Çekilecek bulgurun miktarına göre iki yahut üç taş kurulur ve kızların, gelinlerin, gençlerin şarkı ve türküleri ile bulgur çekilir. Çekme işi çoğu kez gece yarısından sonraya kadar sürer. Bitiminde bulgur çekenlere bol tereyağlı bulgur pilavı ikram edilir. 

 
DÜĞÜNLER: Bizim köyümüzde başlık parası alınmazdı. Hatırladığıma göre sembolik bir para kızın annesine “süt hakkı” adı altında verilirdi. 
Geline kına gecesi yapılan kınadan damadın eline de sürülürdü. Gelin at üzerinde ve davul zurna eşliğinde damadın evine getirilir, evin damından gelinin başına para serpilir ve damat tarafından da bir elma atılırdı.  Ne amaçla atıldığını bilemiyorum. Yenilir, içilir, davul zurna eşliğinde oyunlar oynanır ve günle birlikte düğün de biterdi.