Kul Himmet Üstadım'ın Hayatı

HAZIRLAYAN: Eğitimci Yazar Hasan YALINCAKLI

    Edebiyat tarihimizde halk ozanları arasında mümtaz bir yer işgal etmiş olan Kul Himmet Üstadım bizim köylü olup Çinçangil’dendir. Asıl adı İbrahim’dir. Hayatı hakkında elimizde kesin bilgiler yoktur. Ancak tabii ki her ozanın olduğu gibi Kul Himmet Üstadım’ın da bir hayat hikayesi vardır. Osmanlı döneminde daha ekin tarlada iken bir memur gelir, ne kadar buğday çıkacağını tahmin eder ve bu miktarın onda birini harmandan sonra vergi olarak devlete vereceğini köylüye bildirir gidermiş. Bu kişilere ‘Şahna’ denirmiş. Harmandan sonra köylü tespit edilen buğdayı, gösterilen bir yere teslim edermiş. Kendi mahsulünden verilen bu vergiye ‘Aşar’ yahut ‘öşür ‘denilirmiş.

      Örenik (Aydoğan) köylüleri de öşürlerini Erzincan İline bağlı Altuntaş nahiyesine teslim ederlermiş. Aşık İbrahim de delikanlı çağına girerken bu vergiyi diğer köylülerle birlikte Altuntaş’a götürüyormuş. Yukarıköy'ü geçtikten sonra Oluklu Pınar denen yerde İbrahim’in merkebinin ayağı kırılmış. Köylüler mecburen İbrahim’i orada bırakarak yollarına devam etmişler. İbrahim üzüntüsünden ağlarken yaşlı, sakallı, elinde sopa ile bir adamın geldiğini görmüş. İbrahim’in yanına gelen bu zatın sorması üzerine İbrahim durumu izah etmiş. Derviş kılığındaki bu kişi evvela ‘merkebin yükünü beraber indirelim’ demiş ve indirmişler. Merkep yere basamıyormuş. Ancak ihtiyar, merkebin ayağını ovunca merkep yere basmış ve yürümüş. Derviş İbrahim’e ‘bak merkebinde bir şey yok, sen yüzünü yıka gel, merkebi yükleyelim yoluna devam et’ demiş. İbrahim yüzünü yıkayıp gelmiş, derviş ona yüzünü silmesi için bir mendil vermiş ve İbrahim yüzünü sildikten sonra mendilini dervişe iade etmek istemiş; ancak derviş ‘sende kalsın’ demiş ve almamış. Merkebi birlikte yüklemişler. İbrahim bu kişiye kim olduğunu sormuş, Derviş ‘ben de senin gibi Allah’ın bir kuluyum adım da Himmet’ demiş. İbrahim azığından iki adet peksimet çıkarıp dervişe ikram etmiş. İbrahim, merkebini sürüp köylülere yetişmiş. Aşar vergisi buğdayını teslim etmiş ve dönmüş.

    Aradan yıllar geçmiş. İbrahim Uluçorak’taki evciğinin önündeki tarlasını sularken atlı bir kişinin yol üzeri olmamasına rağmen kendisine doğru geldiğini görmüş. Karşılamış, evinin önündeki sekiye birlikte oturmuşlar. İbrahim henüz pişirmiş olduğu bulgur çorbasından misafirine de ikram etmiş. Misafir de heybesinden iki adet peksimet çıkarıp birini İbrahim’e vermiş. Hala tazeliğini koruyan bu peksimetler İbrahim’de aşıklık ateşini yakmış. Sofrayı kaldırıp döndüğünde misafiri ve atını bulamamış. Bu olaydan evvel şiirlerini Aşık İbrahim mahlası ile yazan aşık, bu olaydan sonra şiirlerini KUL HİMMET ÜSTADIM mahlası ile yazmağa başlamıştır. İsmail Ağa dedem ‘Ben Kul Himmet Üstadıma yetiştim’ dermiş. Yetiştim demek 8-10 yaşlarında olduğunun ifadesidir. Yukarıda da ifade edildiği gibi İsmail Ağa Dedem 1795 yıllarında doğduğuna göre Kul Himmet Üstadım on dokuzuncu yüz yılın hemen başlarında vefat etmiştir. 1779 doğumlu bir oğlunun nüfusta kaydına rastlanmıştır. Bu duruma göre, Kul Himmet Üstadım’ın yaklaşık 1740 yıllarında doğmuş olduğunu ifade etmek mümkündür.

    Bizim köylü, yani Sivas ili Divriği ilçesi Örenik köyünde doğmuş ve yaşamış olan Aşık İbrahim (KUL HİMMET ÜSTADIM) kendisinden yaklaşık 150 yıl önce Tokat'ın Almus İlçesinin Görümlü köyünden yaşamış olan KUL HİMMET'ten ve şiirlerinden çok etkilenmiş bu nedenle de onu kendisine manevi usta seçmiştir. İşte "Kul Himmet Üstadım" mahlasını kullanmasının bir diğer nedeni de bu olmuştur. Edebiyatçılar ve araştırma yapmadan antoloji derleyenler çoğu zaman bu iki ozanın şiirlerini hep karıştırmışlardır. Bu nedenle mahlası ‘Kul Himmet Üstadım’ şeklinde olan şiirler Tokat'lı Kul Himmet'e ait olmayıp, Örenikli Kul Himmet Üstadım'a (Aşık İbrahim) aittir. Buna dikkat etmek gerekir. Kul Himmet Üstadım Yalıncak Ocağı talibidir ve her Alevi Türk ozanı gibi Allah, Muhammet, Ali çizgisinde şiirler yazmıştır.

                            ***************************************************************************************************************

                      *********************************************************************************

  

 

Sevgili Dostlar,

   Sureti aşağıda bulunan, Örenik köyünden Kul Himmet Üstadım ile Ezeli'nin kısa özgeçmişleri ile şiirlerinden birkaç örneği hazırlayarak Sivas'ın ve Sivas'ın sahip olduğu değerlerin tanıtılmaya çalışıldığı (sehrisivas.com) ve (zarakultur.com) adlı web sitelerinde yer almak üzere adı geçen web sitelerinin moderatörü Zaralı gazeteci dostumuz sayın Yakup Kadri Bozalioğlu'na gönderdim. Hatta bugün hayatta olan ozanlarımızdan Kangal'ın Karanlık köyünden Kul Kanberi'nin özgeçmişi ve şiirlerinden bir demeti de aynı şekilde Yakup Kadri Bey'e ilettim.

    Bizden sonraki nesillerimizin, değerlerimizi ve kültürümüzü unutmayarak yaşatmaları ve sahip çıkmaları için herkesin elinden gelen katkıyı vermesi gerektiği inancıyla....

     Mehmet Aydın /  04.02.2019- Ankara    

 

 

   KUL HİMMET ÜSTADIM 

      (AŞIK İBRAHİM)

 

Türk Edebiyatı tarihimizde halk ozanları arasında mümtaz bir yer işgal etmiş olan Kul Himmet Üstadım Sivas ili  Divriği ilçesi Örenik (Şimdiki adı Aydoğan’dır ve 1996 yılında İmranlı ilçesine bağlanmıştır) köyünde doğmuş ve aynı yerde yaşamıştır. Asıl adı İbrahim olup Çinçangil sülalesindendir. 

Hayatı hakkındaki bilgiler; yaşlı Öreniklilerin dedelerinden dinledikleri ve günümüze kadar ulaşan anlatımlarının yanı sıra yapılan bilimsel araştırmalarla ortaya çıkmaktadır. Özellikle eğitimci yazar İbrahim Aslanoğlu’nun araştırması, 1740’lı yıllarda (1743’de) Örenik’te dünyaya geldiğini ve 1820’lerde de vefat ettiğini göstermektedir.

        Anadolu topraklarında yetişmiş şairlerin çoğunluğu usta yüzü görmeden kendi kendilerini yetiştirmişlerdir. Bunlar ya  rüyalarında Hızır’dan dolu içmek suretiyle onu usta tanırlar, veya ünlü şairlerden birini manevi usta seçerler. İşte Aşık İbrahim’in de Kul Himmet Üstadım mahlasını benimseyip kullanması aynı  iki nedene dayanmaktadır.

      Şöyle ki; Bu nedenlerden biri kendisinden yaklaşık yüz elli yıl önce yaşamış olan Tokat’lı Kul Himmet’i  kendisine manevi usta seçmesidir. Diğer neden ise şöyle bir söylenceye dayanır: Köylülerle birlikte şehre giderken eşeğinin ayağı kırılan Aşık İbrahim, eşeğinin başında beklerken çıkagelen hırpani kılıklı bir ihtiyar ona yardım eder ve kollarını sıvayıp eşeğinin kırık ayağını tedavi eder. Aşık İbrahim’in sorması üzerine, “Ben de senin gibi bir Kul’um, adım da Himmet” der ve kaşla göz arasında kaybolur.  Bir süre sonra aynı ihtiyar Aşık İbrahim’in Örenik yakınında Uluçorak denen yerdeki evine misafir gelir. Ancak Aşık İbrahim tanıdığı halde “Sen Hızır mısın..kimsin..?” diye soramadan yine kaybolur. İşte bu nedenlerle Aşık İbrahim şiirlerinde Kul Himmet Üstadım mahlasını kullanmaya başlar.

     Yıllar sonra Örenikliler bir gün Kul Himet Üstadım’a, “Aşık, senden sonra yerini tutacak kimse yetişmedi” demişler. O da, “Merak etmeyin, ben ölünce bir kız doğacak, benim adımla nefesler söyleyecek” karşılığını vermiş. Gerçekten, daha sonraları İmranlı’nın Söğütlü köyünde Hacik Kız (Hatice) adında bir şair yetişip, Kul Himmet Üstadım adıyla nefesler söylemiştir. Nitekim Örenik’te daha yaşlı olan köylüler Hacik Kız’ı tanıdıklarını ve 1887 yılında Çengelli’de yaylaya geldiğini anlatmışlardır.

Aşık İbrahim, diğer Anadolu Türk şairleri gibi şiir, duaz ve deyişlerini öz Türkçe ile Alevi İslam öğretisi ve Ehlibeyt sevgisi içerisinde yazmış ve söylemiştir.

Bilindiği üzere Kul Himmet, Tokat İline bağlı Almus İlçesinin Görümlü köyünde on altıncı yüzyılda (1500-1600 yılları arası) yaşamış olan halk ozanıdır. Çoğu zaman bu iki ozanın şiirlerinin karıştırıldığı görülmüştür. Mahlasında ‘Üstadım’ kelimesi bulunan şiirler Kul Himmet Üstadıma, bir başka deyişle Örenikli Aşık İbrahim’e aittir. Bir Cem ayininde izinsiz su içtiği için ‘yol düşkünü’ olmuş, bu durumu da bir şiirinde dile getirmiştir.

Kul Himmet Üstadım ile Tokat’lı Kul Himmet’in yaklaşık 150 yıl arayla yaşamış halk şairleri olduğu, tarihi belgeler ve araştırmalarla ortaya konmuş bir gerçektir. Ancak buna rağmen birçok yazar, Kul Himmet Üstadım’ın şiirlerini Tokat’lı Kul Himmet’e veya Pir Sultan Abdal’a mal edecek tarzda antolojiler ve kitaplar yazmışlardır. Araştırmacı emekli öğretmen İbrahim Aslanoğlu’nun, aşığın 84 şiirine yer verdiği 1976 tarihli ‘Kul Himmet Üstadım’ adlı eserinden sonra yine emekli öğretmen olan bir başka Sivaslı şair Hasan Yalıncaklı’nın (Ezeli) 1995 yılında yayınladığı ‘Kul Himmet Ustadım’ adlı kitabında Kul Himmet Üstadım’ın hemen hemen tüm şiirleri yer almıştır. Ezeli de Kul Himmet Üstadım ile aynı köylü, yani Örenik’lidir.

Bir gün ayin-i Cem’de Dede tarafından düşkün ilan edilen Aşık İbrahim, her nereye gitti ise kimseden yüz bulamamış. Yedi sene dolaştıktan sonra yegane çareyi yine aynı Dedeye yalvarmakta bulmuştur.

Şiir ve deyişlerini saz çalarak da seslendiren Kul Himmet Üstadım’ın (Aşık İbrahim) şiirleri ve deyişlerinden bazıları şunlardır:

 

Mümin’in Bayramı

Hakiykat evinden haber sorarsan

Mümin’in bayramı Cuma günüdür

Farz’ı ile sünnet’ini tanırsan

Mümin’in bayramı Cuma günüdür

 

Cuma’yı bilmezsen ektiğin bitmez

Bitse de kendine bir hayır etmez

Elinin yüzünün karası gitmez

Mümin’in bayramı Cuma günüdür

 

Cuma gelir düzüyorlar sazları

Hak için edilir niyaz nazları

Girer semah eder gelin kızları

Mümin’in bayramı Cuma günüdür

 

Ben güzel pirime olmuşum hayran

Bir canım var dilin uğruna kurban

İmam Cafer’den kaldı bu yol erkân

Mümin’in bayramı Cuma günüdür

 

Cuma gelir kaynayıp da coşmalı

Girip aşın kazanında pişmeli

Günden güne Hak lokması pişmeli

Mümin’in bayramı Cuma günüdür

 

İbrahim’im Hak’tan aldı bir nazar

Gecede gündüzde ismim de gezer

Şıh Şazi’den kaldı erkânı kezar

Mümin’in bayramı Cuma günüdür

 

Erlere Düşen Gaziler

(Deyiş)

Gözdere’den bağlı bendim

Erlere düşen gaziler

Kalk gidelim Arab oğlu

Erlere düşen gaziler

 

Pürçekli Dede’ye geldim

Oyuk ile Çamlık derdim

Meryem Ana’ya yüzüm sürdüm

Erlere düşen gaziler

 

Kuru Ağaç’ta bulduk yolu

İskender Kudret’in balı

Ağca Baba Seyit Kulu

Erlere düşen gaziler

 

Yanıyor çamın ışığı

Geliyor ecel keşiği

Kayıp çırak yakışığı

Erlere düşen gaziler

 

Er Mustafam Şah Murat’ım

Geçip gidemem bir adım

Seyit Kulu Pir eşiğim

Erlere düşen gaziler

 

Kara Ağaç içmiş dem eder

İsmail Dedem Cem eder

Çıplak yâreme em eder

Erlere düşen gaziler

 

Gediğe yüzümü sürdüm

Murat Dede’de göründüm

Tez muradımı ver dedim

Erlere düşen gaziler

 

Kara Yakub ile Töner

Gelip yetişmedi hüner

Koyun Baba semah döner

Erlere düşen gaziler

 

İkizce’den aldık tadı

Yar Ahmed’de yanar odu

Kelce Dedem de Muştucu

Erlere düşen gaziler

 

Terzi Baba Fadıllıca

Sıyrılmış çıkmış uca

Şıh duruyu guca guca

Erlere düşen gaziler

 

Ahmet Dede yerin yazı

Deli Ahmet’e uğrat bizi

Oradan yolumuz Sarp Gazi

Erlere düşen gaziler

 

Geze geze geldik Çit’e

Selam sana Pire Dede

Ver muradım Bari Hüda

Erlere düşen gaziler

 

Gezdik geldik Nişangâh’a

Arşa çıkardı fizahı

Belen Dedem Kıble Gâh’ı

Erlere düşen gaziler

 

Belen Dedem Göz Dede’ye

Sığındık durduk Hüda’ya

Karşı gelir gadamıza

Erlere düşen gaziler

 

Yumurtacı Meryem Ana

Havalandık döne döne

Gölcük yaylana erler kona

Erlere düşen gaziler

 

Haydar Baba Beş Ağaç’ta

Çok gezdik kayada taşta

Bektaş Dede vardır Kaş’ta

Erlere düşen gaziler

 

Yolum aştı Huykesen’e

Çağıram İmam Hasan’a

Yâreme bir em desene

Erlere düşen gaziler

 

Kara Baba Kara Cöğü

İşte geldi göçün öğü

Sana derler yerler yeği

Erlere düşen gaziler

 

Doğruldu Karlık’ın yolu

Soğuktur çeşmesi gölü

Cümlemizin başı Ali

Erlere düşen gaziler

 

Karlık’ta eğlendik kaldık

Bent olup bağlandık kaldık

Kul Himmet’ten haber aldık

Erlere düşen gaziler

 

Gözdere suyun çöğünden

Akar bende gelir her dem

Kul Himmet Üstadım bundan

Erlere düşen gaziler

                  ***

 

Bir Dost Bulamadım

Seyyah olup şu âlemi gezerim,

Bir dost bulamadım gün akşam oldu,

Kendi efkarımca okur yazarım,

Bir dost bulamadım gün akşam oldu.

 

Bilmem amelimden bilmem özümden,

İki elim kalkmaz oldu dizimden,

Ah ettikçe kan yaş gelir gözümden,

Bir dost bulamadım gün akşam oldu.

 

Bozuk şu dünyanın düzeni bozuk,

Tükendi dâneler kalmadı azık,

Yazıktır şu geçen ömrüme yazık,

Bir dost bulamadım gün akşam oldu.

 

Kul Himmet Üstadım ummana dalam,

Gidenler gelmedi bir haber alam,

Abdal oldum şal giyindim bir zaman,

Bir dost bulamadım gün akşam oldu.

 

Not: Araştırmacı eğitimci yazar İbrahim Arslanoğlu, son dörtlükte geçen “Abdal oldum..” tabiri nedeniyle bu şiirin Pir Sultan Abdal’a ait olma ihtimalinin  yüksek olduğunu belirtmektedir.

 

 

 Pir Bugün Bize Geldi

(Deyiş)

Pir bugün bize geldi,

Gülleri taze geldi,

Önüsüre Kamber'i,

Ali Mürteza geldi.

La İlahe İllallah,

Hak La İlahe İllallah.

 

Ali Mürteza Mahım,

Yüzüdür kıblegahım,

Mirac'daki Muhammed,

Alemde padişahım.

La İlahe İllallah,

Hak La İlahe İllallah.

 

Padişahım yaradan,

Okur aktan karadan,

Ben Pir'den ayrı düştüm,

Yüz yıl geçti aradan.

La İlahe İllallah,

Hak La İlahe İllallah.

 

Arayı uzattılar,

Yarama tuz attılar,

Bir kul geldi Fazlı'ya,

Bedestan'da sattılar.

La İlahe İllallah,

Hak La İlahe İllallah.

 

Sattılar Bedestan'da,

Ses verir Gülistan'da,

Muhammed'in hatemi,

Bergüzar bir aslanda,

La İlahe İllallah,

Hak La İlahe İllallah.

 

Aslanda bergüzarım,

Pir hayalin gözlerim,

Hep hasretler kavuştu,

Ben hala intizarım.

La İlahe İllallah,

Hak La İlahe İllallah.

 

İntizarın çekerim,

Lebleri bal şekerim,

Ben Pir'den ayrı düştüm,

Göz yaşımı dökerim.

La İlahe İllallah,

Hak La İlahe İllallah.

 

Dökerim göz yaşımı,

Gör Mevla'nın işini,

Keşiş kurban eyledi,

Yedi oğlunun başını.

La İlahe İllallah,

Hak La İlahe İllallah.

 

Keşiş kurban eyledi,

Kafirler kan eyledi,

Gökten indi melekler,

Yer de figan eyledi.

La İlahe İllallah,

Hak La İlahe İllallah.

 

Figan eder melekler,

Kabul olsun dilekler,

Yezit bir dert eyledi,

O dert beni helakler.

La İlahe İllallah,

Hak La İlahe İllallah.

 

Yezit bir dert eyledi,

Melekler vird eyledi,

Pir'im bir şehir yaptı,

Kapısın dört eyledi.

La İlahe İllallah,

Hak La İlahe İllallah.

 

Dört eyledi kapısın,

Lal-ü gevher yapısın,

Yezit şehit eyledi,

İmamların hepisin.

La İlahe İllallah,

Hak La İlahe İllallah.

 

Hasan'a ağu verdiler,

Hüseyin'e kıydılar,

Zeynel ile Bakır'ı,

Bir zindana koydular.

La İlahe İllallah,

Hak La İlahe İllallah.

 

Zindanda bir ezadır,

Cafer yollar gözetir,

Cafer'in de bir oğlu,

Kazım Musa Rıza'dır.

La İlahe İllallah,

Hak La İlahe İllallah.

 

Taki, Naki ağlarım,

Gözyaşımla çağlarım,

Şah Askeri Mehdi'yi,

On ikiye bağlarım.

La İlahe İllallah,

Hak La İlahe İllallah.

 

On ikidir katarım,

Türlü meta tutarım,

Yüküm lal-ü gevherdir,

Müşteriye satarım.

La İlahe İllallah,

Hak La İlahe İllallah.

 

Satarım müşteriye,

Kervan kalkıp yürüye,

Cebrail huş eyledi,

Cennetteki huriye.

La İlahe İllallah,

Hak La İlahe İllallah.

 

Cebrail huş eyledi,

Hatırın hoş eyledi,

Kanat verdi kuluna,

Havada kuş eyledi.

La İlahe İllallah,

Hak La İlahe İllallah.

 

Kuş eyledi havada,

Gezer dağda ovada,

El kaldırmış melekler,

Saf saf durur duada.

La İlahe İllallah,

Hak La İlahe İllallah.

 

El kaldırmış hakkına,

İsmi Azam okuna,

İsmi Azam duası,

Tatlı cana dokuna.

La İlahe İllallah,

Hak La İlahe İllallah.

 

Dokuna tatlı cana,

Ağlarım yana yana,

İmamların davası,

Tatlı cana dokuna.

La İlahe İllallah,

Hak La İlahe İllallah.

 

Ulu divan kuruldu,

Cümle mahluk dirildi,

Yezdan işaret etti,

Sur-u mahşer kuruldu.

La İlahe İllallah,

Hak La İlahe İllallah.

 

Muhtar'a hür dediler,

Resul'e nur dediler,

Cebrail darbuk çaldı,

Ali'ye Pir dediler.

La İlahe İllallah,

Hak La İlahe İllallah.

 

Pir dediler Ali'ye,

Hacı Bektaş Veli'ye,

Hacı Bektaş tacını,

Verdi Kızıl Deli'ye.

La İlahe İllallah,

Hak La İlahe İllallah.

 

Kızıl Deli tacımız,

Şah Ahmet miracımız,

Gözcü Karaca Ahmet,

Bunda yoktur yadımız.

La İlahe İllallah,

Hak La İlahe İllallah.

 

Kul Himmet Üstadımız,

Yalıncak duacımız,

Şah-ı Merdan aşkına,

Hak vere muradımız.

La İlahe İllallah,

Hak La İlahe İllallah

             ***

 

Gafil Kalma Şaşkın

Gafil kalma şaşkın bir gün ölürsün

Dünya kadar malın olsa ne fayda

Söyleyen dillerin söylemez olur

Bülbül gibi dilin olsa ne fayda

 

Bir gün seni götürürler evinden

Hâkk’ın kelâmını kesme dilinden

Kurtulmazsın Azrail'in elinden

Türlü türlü yolun olsa ne fayda

 

Söylersin de sen sözünden şaşmazsın

Helalini haramını seçmezsin

Kesilir kısmetin su da içmezsin

Akan çaylar senin olsa ne fayda

 

Sen söylersin söz içinde sözüm var

Çalarsın çırparsın oğlun kızın var

Bu dünyada üç beş arşın bezin var

Bedestanlar senin olsa ne fayda

 

Kul Himmet Üstadım gelse otursa

Hakkın kelâmını dile getirse

Dünya benim diye zapta geçirse

Kârun kadar malın olsa ne fayda.

                       ***

 

Âşık İbrahim  de bir mâ’na söyler

Âşık İbrahim de bir mâ'na söyler

Ben gidersem ismim kala dillerde

Âşıklar derdinin dermanın söyler

Ben gidersem ismim kala dillerde

 

İnil inil  inilerim zar deyü

Gün perdeye indi vakit dar deyü

Önümüzde âşığımız var deyü

Ben gidersem ismim kala dillerde

 

Ötesi yok imiş burc-ı fenanın

Yalan değil bu sözüme inanın

Kesildi kısmetim tükendi nanım

Ben gidersem ismim kala dillerde

 

Neden ola bu âşıklar gülmedi

Dünya Sultan Süleyman'a kalmadı

Kadim değil giden geri gelmedi

Ben gidersem ismim kala dillerde

 

Toplansın kavimler gelsin yârenler

Ölüm ile ayrılığı bilenler

Kadim imiş emaneti verenler

Ben gidersem ismim kala dillerde

 

Mimar gelip tabutumu düzünce

Kaldırıp cenazem yerden üzünce

Kadir Allah fevt kalemim yazınca

Ben gidersem ismim kala dillerde

 

Kul Himmet Üstadım sevgi sır ola

O da iki değil hemen bir ola

Bir yâr bul ki mahşer günü yâr ola

Ben gidersem ismim kala dillerde...

                            **

Hazırlayan: Gazeteci-Yazar Mehmet Aydın

 

                           *****

 

 

 

 

 

    EZELÎ

    (Hasan Yalıncaklı)

                (Fotoğraflı)

 

        Şiirlerinde “Ezelî” mahlasını kullanan Eğitimci, öğretmen, şair ve yazar Hasan Yalıncaklı, Sivas ili Divriği ilçesi Örenik (yeni adı Aydoğan) köyünde 1926 yılında dünyaya geldi. İsmailağagil sülalesinden olup Kul Himmet  Üstadım’dan sonra Örenik’ten yetişmiş ikinci büyük şair ve halk ozanıdır. 

       Babası Mustafa, annesinin adı Selvi’dir. Hasan Yalıncaklı, ilkokulu Örenik’te okudu. Her köy çocuğu gibi o da koyun, kuzu ve keçi peşinde çobanlık yaptı. Tarladan sap taşıdı, harmanda döven sürdü. Çengelli dağının yaylasından eşek sırtında köye yoğurt-ayran getirdi.

Sivas’ın Yıldızeli ilçesi Pamukpınar Köy Enstitüsü’ne 1942’de kaydolan Hasan Yalıncaklı, bu okuldan 1947 yılında Öğretmen olarak mezun oldu. Orta Anadolu’nun çeşitli köy ve kasabalarında yıllarca öğretmen ve idareci olarak çalıştı. Son olarak Ankara’da uzun yıllar Çankaya Kaymakamlığı İlköğretim Müdür Yardımcılığı görevini sürdürdü ve emekliye ayrıldı.  Şiir yazmanın yanı sıra Anadolu’da görev yaptığı yılarda çok sevdiği Anonim Halk Türküleri’ni de toplayarak derledi.

Şiirlerinde saygıyı, ilgiyi ve sevgiyi üçgenleşmiş bir biçimde sevda ile aşkın mekanında gördüğünü ifade eden şair, yürek merhametindeki gönül yangınının ocaklarının başında ısınarak oturduğunu da anlatır.

Görevini sürdürürken Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi’ni de bitiren şair, onsekizinci asırda Örenik’te doğan ve orada yaşayan halk ozanı Kul Himmet Üstadım’ın (Aşık İbrahim) menkıbeleri, hayatı ve şiirlerini içeren ‘Kul Himmet Ustadım’ adlı kitabı yazarak Türk kültür hayatına kazandırdı. Hasan Yalıncaklı’nın 1995 yılında basılan bu kitabı Kültür Bakanlığı’nca Türkiye genelindeki tüm il ve ilçelerde bulunan kütüphanelere dağıtıldı. Emeklilikten sonra Ankara’ya yerleşti ve 2011 yılında 85 yaşında vefat etti.  

Yayınlanmış olan eseri:

Kul Himmet Ustadım (172 sayfa)

REM Organizasyon ve Tanıtım Hiz. Tic. Ltd. Şti.

İstanbul Cad. Devrez Sok. 11/1 B.Sanayi/ ANKARA

Baskı: REM LTD. ŞTİ. – 1995

 

Ezeli’nin hayatı ve şiirleri, yeğeni olan gazeteci-yazar Mehmet Aydın tarafından 2018 yılı sonlarında yaklaşık 400 sayfalık bir kitap şeklinde baskıya hazır hale getirildi.

Ezeli’nin yüzlerce şiirinden birkaçı şöyle:

 

Gördüm

Bir tatlı dil ile bir güler yüzü,

Aşk dolu yüreği yaşlıca gözü,

Bana doğru dönmez son kalan özü,

Yüzüme kapanan kapılar gördüm.

 

Sanmayın naçarım hurç omzumda,

Kıramam keyfimi kalsın dozunda,

Bilir misin tadı vardır buzun da,

Bal dolu petekte acılar gördüm.

 

Ha desem üç konak beş hanım vardır,

Aşksız bu gönlüme dünya da dardır,

Varlık dediğinde ilk yağan kardır,

Bir seher vaktinde yel almış gördüm.

 

Yürekten bağlıyım kaşı karaya,

Dünya varlığını sokmam araya,

Yelkenim önünde durulsa derya,

Esen aşk yelini dur olmuş gördüm.

 

Ezeli uslan da durul deryanla,

Gözünden dökülür yaş damla damla,

Karanlık dünyada son kalan mumla,

Mekânsız el için yanarken gördüm.

 

 

Turnam

Turnam gider isen sen bizim köye

Kerem et selâm’ım götür yare ver

Eğer beni turnam sana sorarsa

Sakla bergüzar’ım benden yare ver

 

Dağlar geçit vermez bekle bahar’ı

Hesap et yücede poyrazı kar’ı

Sana açık olsun dostun yolları

Sakla selâmımı götür yare ver

 

Soğuk sulu yaylalarda eğlenme

Kıymet bilmeyeni çağırma dem’e

Elâ gözlerine çekilmiş sürme

Sakla selâmımı götür yare ver

 

Çengelli’nin eksik olmaz tipisi

Çağırsan bülbül’ü gelir mi sesi

Maral’ımın gül kokuyor nefesi

Sakla selâmımı götür yare ver

 

Karlık Baba toplar eri eren’i

Eksik olmaz onun her vakit dem’i

Bahar geldi turnam bekliyor seni

Sakla selâmımı götür yare ver

 

Ezeli gurbeti bağla sıla’ya

Kanatsız olanlar gidemez yaya

Biz de mekân kurak yıldız’a ay’a

Sakla selâmımı götür yare ver

                            ***

 

Közü Ne Bilsin

Pir elinden dolu içip kanmayan

Hak darında Ar suyunda yunmayan

Mecnun olup aşk çölünde kalmayan

Gönül ocağında közü ne bilsin

 

Bir gönüle girde yan baştan başa

Aşkın deryasında sarılma taşa

Sakın zehir katma dökülen yaşa

Destisi boş olan özü ne bilsin

 

Birlikte Hak varı durur yücede

Naz olur toplanır yar ile tende

Sevdayı görmeyen yaşlı gözlerde

Kara kaş altında nazı ne bilsin

 

Yar bağına varıp gülü dermeyen

Aşk oduna yanıp serin vermeyen

Yürek yarasına merhem olmayan

Dört mevsim içinde yazı ne bilsin

 

Vefasız olana açma derdini

Acı sözler ile yıkar bendini

Benlik pazarında satsa da seni

Darasız terazi yozu ne bilsin

 

Ezeli  turab ol düzen yok dilde

Müşkülat kemeri bağlı belinde

Her sözün manası olsa da telde

Perdeyi bilmeyen sazı ne bilsin

 

Dost İncinmesin

Yıkma gönül hanesini

Dinle dostun namesini

Güzel dosta gönül ver ki

Ne incinsin, ne incitsin

 

Arı’larla kardeş olsun

Karınca’ya yoldaş olsun

Dost evine erken varsın

Ne incitsin, ne incinsin

 

Bak yaradan ne yaratmış

Gül kokuyu kimden almış

Bu muhabbet nerden kalmış

Ne incinsin, ne incitsin

 

Bir ekene bin vereni

Dost gözünden yaş sileni

Bulursan halden bileni

Ne incinsin, ne incitsin

 

Dost özünde toprak olan

Seher vaktı menzil alan

Aşkı dost gönlünde bulan

Ne incitsin, ne incinsin

 

Dost elinden bade içen

Aşk uğruna candan geçen

Yalan dünya konup göçen

Ne incinsin, ne incitsin

 

Dost bağına dostça giren

İncitmeden güller deren

Ezeli’yi orda gören

Ne incinsin, ne incitsin

 

Ata’m

Okuyor özgürce kızı oğlanı

Şahlanıyor tanıdıkça vatanı

Yurdun her yanında ilim kervanı

Çağı bulmak için yürüyor Ata’m

 

Adın ile dalgalanır bayrağım

Seninle bağlandı insanlık bağım

İlimde sonsuza ulaşacağım

İzinde, yolunda yürüyüp Ata’m

 

Eser senin biz de bekçileriyiz

Anayurt’ta eğitimin eriyiz

El ele vermişiz serhat gibiyiz

Senin ışığında görürüz Ata’m

 

Bu yurtta güneşin hep doğacaktır

Sesin semalarda hep kalacaktır

Yaktığın bu ışık sönmeyecektir

Şehirde, kasaba, köydesin Ata’m

 

Hayat pınarımız şah damarımız

Kalede dikili al bayrağımız

Seninle var oldu ana yurdumuz

Boyandık, rengimiz al oldu Ata’m

 

Okullar açıldı ana bacıya

Seninle şen oldu bu yurtta yuva

Okuyanlar çare buldu acıya

İlmin ocağını sen yaktın Ata’m

 

Hürriyet güneşi batmadan doğdu

Elbette bu millet vatan var oldu

Virane’ler yeşillendi bağ oldu

Bağımızın gülü açıldı Ata’m

 

Başını kaldır da bir bak bu yana

Kadını erkeği geldi yan yana

Kızılırmak, Sakarya seslenir sana

Çağlayan sularda sen varsın Ata’m

 

Dedemin nenemin sözü seninle

Hatıralar dolu özü seninle

Gençlik şahlandıkça gözü seninle

Bir yumruk olmuşuz izinde Ata’m

 

Hasadımız toplanınca harmana

Dadaşı, efesi gelir yan yana

Kılıç olduk kalkan olduk vatana

Edirne, Ankara, Kars’tayız Ata’m

 

Ezeli varlığın tende canımsın

Bayraklar boyadım sen al kanımsın

Sensiz yaşanmaz ki sen vatanımsın

Sen ANADULU’sun yurt oldun ATA’M

                                ***

 

Bağlı Kalın

Güneş iki değil, ay iki değil,

Türkçe konuşuruz soy iki değil,

Kâinat varında Hakk iki değil,

Çözülmeyin bağlı kalın birlikdeç

 

Türlü çiçek olsun, bal yapan arı,

Kâmil olan bilir baldaki kârı,

Koparma dalından yeşilken nar'ı,

Sevgi ile bağlı kalın birlikde.

 

Yönü başka olsun esen yel bizden,

Mekânın sorarsan gelir denizden,

Dostluğu elde tut kaçırma gözden,

Çözülmeyin bağlı kalın birlikde.

 

Uçamazsın anadan yoktur kanadın,

Hakkı bir bilirsen olur mu yadın,

Birlikle bal olur ağızda tadın,

Çözülmeyin bağlı kalın birlikde.

 

Ezeli gönlümde Hakk'dır bir olan,

Yapraktır güz ile dalında solan,

Birlikdir gerçeği arayıp bulan,

Çözülmeyin bağlı kalın birlikde.

                  **********

Hazırlayan:  Gazeteci-Yazar Mehmet Aydın